Söyleşiler Makaleler Videolar İletişim Basından

Raşit Tükel: Seçimle gelene baskı işlemez

Meryem Yıldırım – İleri Haber

Prof.Dr Raşit Tükel... İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan öğrencilerinin kıymetli hocası. Çapa’daki emek mücadelesinde Başhekim’in kapısını çalmaktan imtina etmeyen, demokratik haklar mücadelesinde yerini alan, akademik eğitimin kalitesi için mücadele eden bir eğitimci ve hekim. İÜ rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet’in AKP’den milletvekilliği aday adaylığı için istifa etmesinin ardından gerçekleştirilen yeni rektör seçimlerini Demokratik Üniversite Girişimi adayı olarak kazandı Prof. Dr. Raşit Tükel. Seçimi en yakın rakibine açık ara farkla kazanması üniversite bileşenleri ve toplumun bütün kesimlerinde umut yarattı.

Sosyal medya kampanyaları yapıldı, eylemler, paneller düzenlendi, emek ve demokratik kitle örgütlerinden destek açıklamaları geldi. Üniversite öğrencileri okullarından bildiri dağıttı, afiş astı, forum düzenledi, eylem yaptı. İ.Ü.’ye atanacak rektör önümüzdeki günlerde açıklanacak. “Sandık demokrasinin namusudur” diyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bu 'namus'a sahip çıkıp çıkmayacağı merakla bekleniyor. Çapa Tıp Fakültesi’ndeki odasında ziyaret ettiğimiz Prof. Dr. Tükel ile Demokratik Üniversite Girişimi adayı olarak kazandığı seçim sonucunu, üniversite toplum ilişkisini, akademik eğitimi ve üniversitedeki yönetim anlayışı gibi bir dizi başlıkta sohbet ettik.

DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE GİRİŞİMİYLE BAŞLADIK: İstanbul Üniversitesi Demokratik Üniversite girişimi 2012 rektörlük seçimleri öncesinde sağlıkta dönüşümün performans sisteminin hastanelerde oluşturduğu sağlıkta yıkıma karşı “İstanbul Üniversiteleri Tıp Fakülteleri Öğretim Üyeleri Girişimi” olarak mücadele etmemizle başladı. Performans Sistemi 31 Ocak 2011’de yürürlüğe girdiği tarihte 600 imza toplayarak İstanbul Üniversitesi rektörlüğüne yürümüştük. Daha sonra çeşitli yürüyüşler, etkinlikler ve basın açıklamalarıyla mücadeleyi sürdürerek diğer tıp fakülteleriyle de ilişki geliştirdik. Daha sonra 2012 rektörlük seçimleri gündeme geldi. Biz Tıp Fakültesi öğretim üyeleri olarak sürdürdüğümüz mücadeleyi rektörlük seçimlerine yöneltme yönünde bir değerlendirme yaptık. Diğer fakültelerle temas ettik, onların sorunlarıyla kendilerimizinkini ortaklaştırdık. Seçim tamamlandıktan sonra birkaç gün içerisinde toplantı yaptık. Artık sorun Tıp Fakülteleriyle sınırlı değil dedik ve İstanbul Üniversitesi Demokratik Üniversite Girişimi olarak kendimizi adlandırdık. Geniş katılımlı bir toplantı yaptık. Ve bundan sonraki süreçte de daha iyi bir üniversite için çalışmaya başladık.

AMACIMIZ REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ DEĞİLDİ: Amacımız 2016 rektörlük seçimleri değildi. Üniversitenin sorunlarına karşı bir çaba için bir araya geldik. Özlük haklarının, disiplin soruşturmalarının tartışıldığı, asistanların sorunlarına ilişkin paneller yaptık. Araştırma görevlilerin geçici kadrosundan kalıcı kadroya geçmeleri için mücadele ettik. Dayanışma gösterdik. İÜ’nün Botanik bahçesinin Diyanet’e verilmesiyle ilgili rahatsızlıklara ilişkin imza topladık. Tıp Fakülteleri’nde öğrenci kontenjanı artışıyla ilgili sorunlarına ilişkin sorunlarla ilgilendik. Amacımız hep sorunlara uygun cevaplar bulmaktı. Sorunları dilekçe olarak rektörlüğe ilettik. Bizim birada duruşumuz üniversitenin sorunlarını canlı tutmak, dile getirmek, yazıya dökmek, etkinlik yapmak olarak gelişti mücadelemiz.

BASKIN SEÇİM YAPILDI: Seçim, milletvekilliği için Söylet’in istifa etmesiyle oldu. Biz buna hazırlıklı değildik. Öyle bir çalışmamız, hazırlığımız yoktu. 'Milletvekilliği daha mı değerli' dedik. Beklemiyorduk. Anlam veremedik. Rektörlük seçimlerine ilişkin somut bir çalışmamız yoktu. O aşamadan sonra toplandık, değerlendirme yaptık, ilkelerimizi yazdık. Üniversitedeki sorunları tespit ederek, bu ilkeler çerçevesinde kimi aday gösterileceğine dair bir değerlendirme yapalım dedik. Sonra benim aday olmam yönünde bir eğilim oldu. Baskın seçim şu noktada baskın yaptı. Seçim 6 ay içerisinde yapılması lazımdı. 10 Şubat’ta Söylet istifa etti, 27 Şubat’ta YÖK Yürütme kurulu seçim takvimi ilan etti. Baskın seçim yapıldı. “Yani hemen seçin, olsun bitsin” dendi. Hazırlık yapılmadan.

BASKIN SEÇİM MEVCUT YÖNETİME AVANTAJ: Arkadaşlar 302 rektör seçim sürecine bakmışlar. Şöyle bir saptamada bulunmuşlar 296 rektör ya daha önce rektör olarak seçilmiş yada daha önceki rektörünü işaret ettiği kişi rektör olmuş. 6 kişi bu özelliklere uymuyormuş. “Baskın seçim” olunca mevcut yönetimdekilerin avantajı oluyor. Akla böyle bir şey geliyor. Diğerlerine çalışma imkanı sağlamamış oluyorsun. Bu görüşü destekleyen şu oldu: Seçim kararı YÖK Yürütme Kurulu tarafından daha belirlenmemişken vekil rektör çalışmalarına başlamıştı. Vekil rektör olarak seçim dönemini yönetmek için gelmişsiniz. Akademik kurulları topluyorsunuz, konuşma yapıyorsunuz. Etik değil bu, bunu kendisine de söyledik. Sizin göreviniz seçim sürecini hazırlamak. O zaman adaylığınızı ilan edersiniz herkes gibi çalışmalar yaparsınız. Baskın seçim ardından da paralel giden böyle bir çalışma yapıldı. Etik değil gerçekten. Daha önceki çalışmalarımız nedeniyle daha geniş kesimlere 10 gün içerisinde ulaşmayı başardık.

ATANAMASAM DA MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ: Seçim sonuçlarını sürdürürken başarılı olacağımızı hissettik. Bekledik. O heyecanı hissettik. Bizim ortaya koyduğumuz üniversite özelliği öğretim görevlileri tarafından kabul gördü. Bir taraftan diğer adaylarda bizim kullandığımız birtakım sözcükleri kullanarak “akademik özerklik”, “bilimsel katılımcı üniversite” çalışma yürüttüler. Ama biz bu kavramların içini boşaltmadan, inanarak çalışma yürüttük. Üniversite bileşenlerinden destek gördük. Çalışanından, öğrencisine kadar. Yola çıkış noktamız üniversite. Atanmadığım takdirde aynı mücadele süreci devam edecek. Seçim çalışmaları içerisinde SES ile bir araya geldik. Taşeron işçilerle sürekli görüşüyoruz. Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde işten atılan işçiler için dekanla görüştük. Bu sürecin içerisindeyiz. İşçilerle bağlantımız sürüyor.

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÖNCÜLÜK EDEBİLİR: İstanbul Üniversitesi köklü bir üniversite. Burada yapılan en ufak bir şey diğerlerine örnek teşkil ediyor. Burada yaşananlar sadece İstanbul Üniversitesi’nin sorunları değil, genel olarak üniversitelerde yaşanan sorunlar. Birçok yerde seçimlerde nesnel bilimsel değerler temel alınmıyor. Çeşitli baskılar oluyor. Hiyerarşik bir yönetim biçimi içerisinde, çok geniş yetkililerle donatılmış rektörün oluşturduğu ekip kendi anlayışı doğrultusunda üniversiteyi yönetiyor. Biz bunun karşısına bir şey söylemiş olduk. Üniversitenin bütün bileşenleriyle kendini yönetmesi. Diğer yönü üniversitenin akademik olarak bilimsel özgürlüğünün güvencesi, baskı altında olmaması, bilimsel doğrular üzerinden çalışmaları, müfredatlarınızı oluştururken çağdaş yöntemlerle olmalı. Göstermelik olmamalı. Eğitim ezbere dayalı olmamalı, yaratıcı, eleştiren, sorgulayıcı öğrenciler yetiştirmek için çaba sarf etmeliyiz. Bunlar aynı zamanda Türkiye’deki üniversiteler için bir değişim isteğinin dile gelmesi. İÜ bu anlamda birçok açıdan öncülük edebilir. O yüzden önemli bir kurum. O anlamda bir sorumluluğu da var.

ÖĞRENCİ MERKEZLİ EĞİTİM: Öğrenciler için yaşam alanları, sosyal hakları ve temsil edilmesi için de çalışıyoruz. Öğrenci merkezli bir eğitim bizim isteğimiz. Bunlar öğrencilerin ihtiyaçları üzerinden gözden geçirilmesi gereken ve şekillendirilmesi gerekiyor. Biz öğrenciler için en uygun şeyi düşünüp hayata geçirirsek bu olmaz. Onların katılımıyla yapmamız lazım.

ÜNİVERSİTE TOPLUM GEREKSİNİMLERE YANIT VERMELİ: Üniversitenin toplumsal bir işlevi var. Toplumsal gereksinimlere duyarlı olmalı. Mesela Belgrad Ormanları’nda bir Orman Fakültemiz var. 3. Köprü yapılırken ormanlar yok edildi. Fakültemiz buraya çok yakındı. Kendi eğitim alanı var. Orman Fakültesi’nde herhangi bir görüş oluşturulmuş mu? Ya da üniversite bir görüş oluşturmuş mu? Türkiye’nin en ilerici orman fakültesi. Böyle bir işlevi olmaz mı üniversitenin? Yani yanı başında kuş yolları geçiyor. Bununla ilgili çalışma yapan öğretim üyesi de var. Ancak kişisel raporlar düzeyinde tutuluyor. Raporlar çoğu zaman kamuoyuna ulaşamıyor. Üniversite bu tür konularda kendi bilimsel, objektif görüş belirtse, baskı altında kalmadan, bağımsızca, özgürce kendi görüşünü ifade etse bu önemli bir işlem olmaz mı? Bunlar işte toplumsal duyarlılıklar, toplumsal gereksinimler.

‘SAKINCALI’ DEĞİL UMUT OLACAĞIZ: Atanmam durumunda ‘sakıncalı’ olacağımı düşünmüyorum. Diğer üniversitelerde de atanmam durumunda bir dönüşümün başlangıcı olur. Umut olur, yeniden gözden geçirirler, sorgulayabilirler, bunu daha farklı yapabilir miyiz derler. Kendimi onların dışında hissetmem. Tam tersine onlarla birlikte bütün üniversiteler için 'daha iyi bir şeyi yapabilir miyiz'i düşünürüz.

SEÇİMLE GELEN REKTÖRE BASKI İŞLEMEZ: Rektörlük seçimlerinin bizi yasalarla bağlayan bir kısmı var. Biz üniversitenin diğer bilişenlerinin katılmasını istiyoruz. Bir kere seçimin sonucuna bağlı kalınmalı. Ben 2012 rektörlük seçimlerinde ikinci olduğum zaman çekilmiştim. Hangi dönem altında olursa olsun bizim temel anlayışımız bağımsız olması gerekir. Siz eğer seçimle gelirseniz hiçbir baskı sizi etkilemez. Çünkü arkanızda size oy veren kişiler, üniversiteniz var. Onlara danışırsınız. Sizden bir şey mi istendiyse birlikte karar verirsiniz. Bu sizi güçlü kılar.

AST-ÜST İLİŞKİSİYLE BİLİM ÜRETİLMEZ: Üniversitenin içinde de bu yapılmalıdır. Örneğin dekanlıklarda da. Rektör dekanını atıyor, belirlemiş oluyor. Yukarıdan aşağıya kendisine yakın kişiyle hiyerarşik bir yönetim modeli oluşmuş oluyor. Ama seçim olsa aşağıdan yukarıya olacak. Sizinle bağlantısı atama üzerinden olmayacak. Seçimle gelmiş olacak. Onunla kurduğunuz ilişki aynı olur mu? Biz nasıl rektörlük için seçimle geldiysek güvende hissedersek, dekanda arkasında öğretim üyelerinin desteğiyle gelmiş olacak. Çok değerli. Özgür olmasını da sağlar. Ast üst ilişkisi olmaz. Bilgi böyle üretilmez. Bilgi hiyerarşiyle üretilmez. Ast-üst ilişkisiyle bilim üretemezsiniz. Üniversite olmaz başka bir şey olur.