Söyleşiler Makaleler Videolar İletişim Basından

Üniversiteler Şirketleşiyor mu?

Prof. Dr. M. Raşit TÜKEL
18 Kasım 2012 - Radikal İki


YÖK Yasa Taslağı geçtiğimiz günlerde açıklandı. Aslında her maddesi tartışmayı hakeden taslak özetle ne getiriyor?

Yasa taslağında rektör üniversite konseyi adı verilen bir kurul tarafından seçilecektir. Üniversite konseyinin görevleri arasında; üniversitenin yatırım programı ve bütçe tasarısını hazırlama, satın alma, üniversite adına kamulaştırma ve benzeri mali konularda kararlar almak bulunmaktadır.

Öğretim elemanları bundan böyle kadrolu veya sözleşmeli olarak çalışabilecekler; iki yıl için yapılan sözleşme sona erdiğinde tekrar sözleşme yapılıp yapılmayacağına üniversite konseyi karar verecektir.

Üniversitenin idari teşkilat birimleri arasında yer alan Araştırma Geliştirme ve Yenilik Daire Başkanlığı, üniversitenin sanayi ve iş dünyası ile olan ilişkilerini düzenleme ve geliştirme işini üstlenecektir.

Anonim şirket statüsünde kurulması öngörülen Bilgi Lisanslama Ofisleri, araştırmacı, uzman ve öğrencileri yapacakları bilimsel çalışmalarda ticarî değeri yüksek konulara yönlendirme görevi yapacaktır.

Yasa taslağında, öğretim elemanları için yüz puan üzerinden yıllık akademik faaliyet puanı hesaplanacağı, 30 ve üzerinde puan alanlara akademik faaliyet ödeneği verileceği belirtilmektedir.

Taslakta, yükseköğretim kurumlarının gelirleri esas olarak; öz gelirler, Maliye Bakanlığı tarafından verilecek devlet katkı payı ve hazine yardımından oluşmaktadır. Burada bir iki noktaya vurgu yapmak önemli gözüküyor:

1) Maliye Bakanlığı katkı payı verirken, öğrenci sayınız kadar, öz gelirlerinizi ne kadar artırdığınızı ve diğer yükseköğretim kurumlarına göre akademik, idari ve mali performansınızı da dikkate alacaktır. Daha açık bir ifadeyle, devlet katkı miktarını, üniversitelerin rekabete dayalı performansı üzerinden belirleyecektir.

2) Üniversitelerden öncellikli olarak beklenen, hazine yardımına gerek olmadan öz gelirleri ve devlet katkı payıyla cari giderlerini karşılamasıdır. Üniversitelere hazine yardımı, ancak, bunun gerçekleşmemesi, yani açık verilmesi durumunda yapılabilecektir.

3) Üniversitenin mali konulardaki karar organı üniversite konseyi, üniversitesinin bütçesinin YÖK tarafından belirlenen miktarını 3 yıl üst üste kendi öz gelirlerinden elde edemezse, görevden alınarak yetkilerini geçici olarak YÖK’e devredecektir. Yani, üniversiteler belirlenen miktarlarda öz gelir elde etmek zorunda olacaklar; aksi taktirde yaptırıma maruz kalacaklardır. Üniversitelerin bunu nasıl yapacağı sorusunun yanıtı ise, yukarıda özetlenen maddelerde kendini gösteriyor. Bunun, üniversitelerin sanayi ve iş dünyası ile olan ilişkilerini geliştirmek olduğuna bir şüphe yok!

Sonuçta, yeni YÖK yasasıyla üniversitelerin yeniden yapılandırılması planlanırken şu unsurlar öne çıkıyor: 1) Devletin üniversiteleri finanse etme olanakları azaltılıyor; bu olanakları üniversitelerin kendilerinin yaratmaları bekleniyor (girişimci üniversite), 3) Araştırmalar ticari değeri yüksek konulara yönlendiriliyor, 4) İş dünyası ve sermaye ile ilişkiler geliştiriliyor, 5) Sözleşmeli çalışma düzenine geçilmeye başlanıyor, 6) Performansa dayalı ücretlendirme geliyor.

Üniversiteler Girişimcilik Yarışında!


YÖK tarafından 2007 yılında hazırlanan “Türkiye’de Yükseköğretimin Strateji Raporu”, devlet üniversitelerinin gelir kaynaklarında bütçenin payının 1990’larda %80 iken, 2005 yılında %57’ye indiğini belirtiyor. Aynı raporda, devletin, üniversiteleri kendi ürettiği kaynaklarla, bir başka ifadeyle özel finansmanla başbaşa bırakmak eğiliminde olduğu vurgulanıyor. YÖK Yasa Taslağının yasallaşması halinde, 2005 yılı verilerine dayanılarak tanımlanan bu durum, artık bir eğilim olmaktan çıkacaktır.

Geçtiğimiz günlerde, TÜBİTAK’ın öncülüğünde başlatılan, YÖK dahil olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşların destek verdiği ve her yıl yayımlanacağı bildirilen yeni bir endeksten haberdar olduk: Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi. TÜBİTAK’ın web sayfasında endeksin amacının, üniversitelerde girişimcilik ve yenilikçilik faaliyetlerinin teşvik edilmesi olduğu ifade ediliyor. Endeksi oluşturan beş kriter içinde “ekonomik katkı ve ticarileşme” de yer alıyor. Henüz yeni YÖK yasası çıkmamışken, üniversitelerimizin ticarileşmenin temel kriterlerden olduğu bir sınıflandırmaya tabi tutulduğunu görmek şaşırtıcı. Biz henüz taslağı tartışıyor olsak da, hazırlıklar tamamlanmış gözüküyor. Bu gelişmelerin medyada manşet olarak bulduğu karşılık ise şu şekilde: Üniversiteler Girişimcilik Yarışında.

Avrupa için konuşursak, iş dünyası ile bilim arasında kurulan formal ve formal olmayan ilişkilerin başlangıcını, 1990’ların başına kadar götürebiliriz. Britanya'da bilim üzerine 1993 tarihli hükümet raporunda (white paper), endüstriden gelecekte refahı yaratabilecek bilim alanlarını seçmesi istenirken, ekonomiye yardımcı olacak araştırmalar üzerine yoğunlaşma ihtiyacı vurgulanmıştır. Bu sürecin sıçrama noktasında ise, Avrupa Birliği’nin ”dünyanın rekabet gücü en yüksek ve dinamik bilgiye dayalı ekonomisi olmak” hedefinin akademik ayağını oluşturan Bologna süreci yer alıyor. Şunu artık söyleyebiliriz: Hazırlıklarımızı tamamladık, yeni YÖK yasasıyla bu sürece şimdi biz de katılıyoruz!

Sonuç olarak

Yeni bir yasal düzenlemeyle üniversiteler yeniden yapılandırılırken, devletin katkısının giderek azaldığı, finansman olanaklarını kendisinin yaratması beklenen, araştırma-geliştirmelerin sermayenin istekleri doğrultusunda yapılmasının planlandığı yeni bir üniversite modeli karşımıza çıkıyor. Piyasa değerlerince yönlendirilen, ticarileşmenin yüceltildiği, bir şirket gibi yönetilmeye hazırlanan bir üniversite, bu. Ne yazık eğitime, bilime, akademiye gönül verenlere!

*Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi